İş Fikri Nasıl Bulunur?

Girişimcilik zorlu ve dikenli bir yol. Mutlak başarı için; çok iyi bir planlamacı, detaycı bir araştırmacı, cesur bir karar verici, hızlı ve dinamik bir operasyoncu, olumlu-otoriter bir yönetici ve yenilikçi bir düşünür olmak gerekiyor.

Söyleşi Hit: 7018 / Yorum: 0 / 8 Kasım 2013 15:05
İş Fikri Nasıl Bulunur?
-A +A

Bunları yapabilmek için ise milyon tane disiplin, öğreti ve sanata vakıf olunmalı. Belli bir tecrübeye ulaşmadan da, sahip olabileceğimiz özellikler değil aslına bakarsanız. 
 
Bu zorlu yolda, gerek başlangıç aşamasında gerekse de ilerleyen süreçlerde çok çeşitli ihtiyaçlarımız olacaktır. Ancak yapıyı başlatmak ve üstüne fizibilite çalışmaları gerçekleştirmek için gerçek ve kökenden değişmeyecek tek bir şeye ihtiyacımız var. O da bir “İŞ FİKRİ” …
 
Bir şeyler Yapmalıyım, ama NE?
 
Çoğu zaman içsel dürtülerimiz ile “Artık zamanı geldi. Bir iş kurmam gerekiyor.” ifadelerini sesli söylediğimiz noktada buluruz kendimizi. İlk başlarda, başkalarının girişimlerinden, başarı öykülerinden veya girişim düşüncelerini açıklamalarından esinleniriz, motive oluruz. Bunların dışında mevcut durumumuzla ilgili olarak bazı gelişmeler de, bu tip noktalara bizi iter. Çalıştığımız firmada bulunduğumuz pozisyonla ilgili manevi tatminsizlik, patronla ve/veya yöneticilerimizle olan kötü iletişimimiz, yeteri kadar maddi kazanç sağlamadığımız hissi ve kendi zamanımızın kontrolünün kendimizde olmasını istememiz bunlardan birkaçı olarak düşünülebilir. 
 
Olay da tam bu noktada cereyan eder. Mevcut durumla ilgili soru işaretleri bulunan, gelecekten daha pozitif şeyler bekleyen, motive olmuş ve başlangıç için gerekli özgüveni kendinde bulan bir kişinin bulunduğu nokta. “Evet, bir şeyler yapmalıyım ama ne?” noktası. 
 
Bu aşamada algımız ve ilgili seçiciliklerimiz artar. Okuduğumuz dergilerde, izlediğimiz programlarda ya da günlük hayatın herhangi bir yerinde; olmadık esinlenmeler üretmeye başlarız. Etrafımızdaki insanlar ile sadece iş konuşmaya, yeni iş fikirleri üzerine tartışmaya başlarız. Bu durum, kısmi obsesifliğin yanında yüklediği stres ile beraber; sağlıklı bir şekilde düşünmemizi, doğru yerleri araştırmamızı ve doğru kararlar vermemizi engeller. Geldiğimiz nokta düşünüldüğünde, bir süre daha yorgunluk, karışıklık ve sonuçsuzluk durumları ile karşılaşacağımız açıkça görülebilir. Ki çevremizde bu tip örnekleri görmek mümkündür. 
 
Oysa yapılması gereken, masadaki tüm dosyaları fırlatıp atmak ve belirli bir süre zihnimizi boşaltmak olacaktır. Bunu sağladığımız anda, daha sağlıklı düşünmeye ve yeni fırsatları görmeye hazır oluruz. Sonrasında ise bazı bilimsel iş fikri geliştirme (business ideation) yöntemlerini kullanmak faydalı olacaktır. Bu süreçten, en yüksek faydayı sağlamak için ise; önyargılardan ve tabulardan arınmak, başkalarının fikirlerinden etkilenme(yararlanma değil, körü körüne etkisi altında kalma) katsayısını asgariye indirmek ve müşteri odaklı düşünme mekanizmasını sonuna kadar açmak gerekmektedir. Bu konuda koçluk niteliğinde bir dış destek almak da mümkün olabilir. 
 
İş Fikri Geliştirme Teknikleri
 
İş fikri geliştirme çalışmalarının en yaygın olarak kullanılanı “beyin fırtınası” tekniğidir. Bu çalışma, hangi modeli ya da metodu benimsersek benimseyelim; fikir üretimi sürecinin herhangi bir bölümünde ya da destek niteliğinde yer almalıdır. Ayrıca, uzun vadede bu tekniğin doğru bir uygulayıcısı olmak farklı avantajlar sağlayacaktır. 
 
1930 yıllardan bu yana kullanılan beyin fırtınası, konuyla ilişkisi olabilecek yapıcı ve düşünür konumdaki bireylerin hiçbir etki ya da baskı altında kalmadan fikir üretmesine dayanmaktadır. En önemli özelliği ise serbest atışa dayalı olmasıdır. Alakalı ya da alakasız, yararlı ya da değil birçok fikir üretimi sağlanmalıdır ki, bir sonraki toplantıda  belli bir sistem içerisinde gruplanabilsin ve sonrası için kullanılabilir hale gelsin. Burada toplantı yöneticisi olarak, potansiyel girişimci konumundaki kişiye büyük bir görev düşmektedir. Sağlıklı bir yönetim gerçekleştirilmez ise, sadece gürültünün hüküm sürdüğü, sonuçsuz bir toplantı da yaşanabilir. Ki hem sektör içinde hem de bireysel çalışmalarımızda bu tür durumlarla çokça karşılaşırız. 
 
Bize bir başlangıç yolu gösteren bir takım noktalara ulaşıldıktan hemen sonra “ters beyin fırtınası” tekniğini uygulamak yerinde olacaktır. Bu aşamada ise bizi başarıya götürebilecek düşüncelerini üretmenin tam aksine, bizi başarısızlığa uğratabilecek noktaları bulmaya çalışmalıyız. Bu sayede olası hatalar ve eksikler belirlenebilir. Bir tür risk analizi için taban çalışması gerçekleştirilmiş olur. 
 
Fikir üretimine dayanan bu tekniklerin bir diğeri de “Gordon Yöntemi” dir. Klasik beyin fırtınasından tek farkı ise toplantı katılımcılarının hedefi tam olarak bilmemeleridir. Burada bahsedilmesi gereken iki önemli ayrıntı bulunmaktadır. Birincisi, katılımcıların hedefi ya da amacı tam olarak bilmemeleri durumu ile yaratıcılık konusunda önyargı ve alışkanlıklardan tamamen arınmış bir fikir üretimi olacağıdır ki, konvansiyonel tekniklere göre büyük bir avantaj sağlamaktadır. İkinci ayrıntı ise tam burada önem kazanmaktadır. Katılımcıların önyargısız bir şekilde düşünce geliştirmelerini sağlamak için çok tecrübeli bir toplantı yöneticisi gerekmektedir. Uygulama ve yönetim açısından gayet zor bir toplantıdır.  
 
Düşünce fırtınalarını sürecin herhangi bir yerinde kullanmak ya da tekrar etmek mümkündür. Bunun dışında klasik diğer bir yöntem ise “Kontrol Listesi” tekniğidir. Beyin fırtınası sonucu elde ettiğimiz odak noktaları, yenilikçilik adına derin bir şekilde ele almaktan(deep dive) ibarettir. Odak noktasındaki ürüne, hizmete, sektöre ya da uygulamaya bazı soruların sorulması ve cevaplarının alınması gerekmektedir. Başka kullanım alanları olabilir mi?, Yerine ne konabilir?, Nerelerde hangi değişiklikleri yapmak mümkün olabilir?, Boyutunu değiştirsek? ve Tersine çevirsek nasıl olur? gibi sorular tüm kontrol listelerinde yer alan bazı klasik sorulardandır. İyi bir kontrol listesi için, doğru yönleri işaret eden çarpıcı sorular hazırlamak gerekmektedir. Bu da girişimcinin sorumluluğundadır. 
 
Yukarıda bahsedilen teknikler çoğunlukla ilgili yayınlarda karşılaşabileceğimiz, konvansiyonel metotlar olarak kabul edilmektedir. Bir sonraki yazımızda ise yeni nesil iş fikri geliştirme teknikleri üzerinde duracağız. 
 
Şimdilik bilmemiz gereken; her nasıl olursa olsun, doğru ve yapılabilir bir iş fikri üretimi gerçekleştirmek olduğudur. Doğru olmayan bir iş fikrinde uzun süre motivasyon sağlamak da zor olacaktır. Motivasyonu kaybettiğimiz andan itibaren, başarma şansımızı kaybederiz. Kaybetmemeliyiz…
 
Öyle bir zaman olur ki; ne beyin fırtınası yapacağımız bir iklimimiz ne de birlikte araştırma yapacağımız bir ekip bulabiliriz. Başlangıç noktası niteliğinde bir odak bile bulmakta zorlanabiliriz. Yine tanımlı bir hedef kitle ya da müşteri tarafından ihtiyacı ortaya çıkmış bir ürün/hizmet belirleyemeyebiliriz.
 
 
 
Sağlıklı bir düşünme ve araştırma sürecini sağlayamadığımız, etki alanımızı daraltamadığımız bu gibi durumlar için geliştirilmiş bir diğer fikir üretim tekniği de “Düşünce Haritası” dır. Konvansiyonel yaklaşımların aksine, müşteri tarafından başlanarak bir odak belirlemeye çalışılır. Başlangıç kabulü ve düşüncelerle uyarılma esastır. Günlerce eğitimini alabileceğimiz ve haftalarca üzerine çalışmalar yapabileceğimiz bir konudur. Bu yüzden bir örnekle açıklamak yerinde olacaktır:
 
Türlü niteliklerimizin ve yapabileceğimiz farklı işlerin olduğunu; ancak tamamen karışmış ve sonuçsuz kalmış bir durumda bulunduğumuzu varsayalım. Kuracağımız işin sürdürülebilir olması, sonunda maddi ve manevi yönden tatmin sağlamamız sadece ve sadece müşteri tarafından tercih edilmemizle mümkündür. Bu yüzden, ülkemizdeki insanların harcama yapılarını incelemek ile araştırmayı başlatmak doğru olacaktır. 
 
Birkaç temel istatistik ve çok yerleşik bir inançla, bireylerin harcanabilir bütçelerinin büyük bir kısmını çocukları için kullandığını düşünebiliriz. Demek ki, sürdürülebilir satışlara ulaşmak ve büyük bir pazara hitap etmek için çocuklara yönelik bir ürün/hizmet geliştirmek gerekmektedir. O halde ilk odağımız olarak ÇOCUK temasını kabul edelim. Şimdi de, çocuklar adına yapılan harcamaların hangi ihtiyaçlar ya da hangi ürünler üzerinde yoğunlaştığına bakalım. Gıda, tekstil, kırtasiye, sağlık… TÜİK verilerini demografik ve ekonomik olarak değerlendirelim. Elde edilen güvenilir bilgiler ışığında, bir sektöre yoğunlaşalım(örneğin eğitim). Bir sonraki odağımız ise EĞİTİM olarak belirlenmiş oldu. Hedef kitle olarak çocuklara yönelik eğitim harcamalarını türler bazında düşündüğümüzde ise ulaşım, kırtasiye ve destek eğitim hizmetleri sıralanabilir. Belli yaklaşımlar sonucu KIRTASİYE odağını seçip, bu alana ilişkin sunulabilecek ürün ve hizmetleri ortaya koyalım. Fiziksel bir satış mağazası açarak toptan ya da perakende satış yapmak bir seçenek iken, online bir platform oluşturarak satış yapmak da diğer bir seçenek olarak karşımıza çıkmış olsun. Bu durumda, pazarlama seçeneklerinin çeşitliliği ve ucuzluğu, hedef pazarın büyüklüğü ve ürün sunma maliyetlerinin ucuzluğunu düşünerek; online kırtasiye malzemeleri satışını iş fikri olarak benimseyelim. 
 
Artık sıra operasyonel araştırmalara gelmiştir. Bu aşamada hangi ürünlerin ne sıklıkta bulundurulacağı, hangi kanallar ile hangi fiyatlardan satılacağını belirlemek ve ilgili destek yapıları kurmak yeterli olacaktır. 
 
İş fikri üretimi konusunda bir diğer teknik ise “Sorun Çözümü Yaklaşımı” dır. Günlük hayatımızda karşılaştığımız birçok ürün ve hizmet bu yaklaşım ile belirlenmiş ve geliştirilmiştir. En yaygın örnekler arasında leke çıkartıcıları, post-it türevleri, hırsızlık alarmları, şişe tutucuları, buz torbaları vb. bulunmaktadır. Bu felsefeyi kullanarak bir sonuca ulaşmak oldukça kolaydır. Sadece, rutinlerimiz dahil bir günlük programımız gözden geçirmek, ilk aklınıza gelen 10 problemi alt alta sıralamak yeterli olacaktır. Hepimizin “ah keşke, şöyle bir şey olsaydı. Ne kadar rahat ederdim” dediği bir çok nokta vardır. İzninizle ben size yardımcı olayım: (1)Duş alırken kullandığımız şampuanları koyduğumuz askılarda yeterli yer bulunmamasından dolayı, şampuan şişelerinin en az iki kere düşmesi sinir bozucu bir sorundur. Elbet birisi, bu malzemeler için cepli bir ekipman geliştirecek ve hepimizi bu dertten kurtaracaktır. (2)Seyahatlerde kıyafetlerin kırışmadan saklanacağı, kişisel bakım ürünlerinin ilgili gözlerde yer alacağı, dizüstü bilgisayarımızın zarar görmeden ve zarar vermeden bulunabileceği ve en önemlisi takım elbiselerimizi koyacak uygun bir bölmesinin olduğu komplike ve çok amaçlı bir bavul elbet yapılacaktır. (3)Diş macununu ideal bir şekilde bırakan fonksiyonlu tüpler geliştirilecek, (4)üçü bir arada neskafe içmek istediğimizde, makasa gerek kalmadan kahveyi fincana dökebileceğimiz günler gelecektir…
 
Bazen belirli insan gruplarına üzerine yoğun düşünmeler ve detaylı araştırmalar ile sonuca ulaşabiliriz. Yeni doğanlar, emekleyen çocuklar, ergenler, ilkokul çocukları, erken emekliler, engelliler, yaşlılar vb. Burada da, belirlenmiş grubun çeşitli ihtiyaçları ve beklentilerinden yola çıkılarak iş fikirleri üretmek mümkündür. Bu tekniğe de “İhtiyaçlar Yaklaşımı” denilmektedir. 
 
Bunların dışında, son zamanlarda en iyi uygulamaların geliştirildiği “Yatay Düşünce Yaklaşımı” da yer almaktadır. Bu teknik kapsamında; meseleleri farklı açılardan ele alır, farklı mecralar ya da kullanım şekilleri belirlemeye çalışırız. En basit şekilde, tanıtım amaçlı tasarlanan ilanların üzerinde bulundukları fiziksel mecraların değişiminden bahsedilebilir. İnsanların yoğun bir şekilde bulunduğu bazı caddeler, meydanlar ve benzeri yerlerde fiziksel reklamlarla çokça karşılaşırız. Evrimine belediyelerin ilk olarak yaptığı(halen bazı bölgelerde mevcut) demir profil ayakları ve ilan yüzeyi bulunan, zamanla paslanan ve ilanların bir çeşit tutkal yardımıyla klasik şekilde fırçalarla yapıştırıldığı formatı ile başlamıştır ilan tahtaları. Artık kim rahatsız olduysa ya da hangi grup farklı bir ihtiyaç hissettiyse, son 10 yıl içinde adına devrim denebilecek bir gelişme yaşanmıştır. Önce taşınabilir modellerinin hayatımıza girdiğini hatırlarız. Ardından aynı alanı daha verimli kullanmamıza imkan veren döner hareketli ilan panoları geliştirilmiş ve bozulmalara, vandalizme karşı camekan içerisinde muhafaza edilmeye başlanmıştır. Zamanla -gelişen teknolojinin de etkisiyle- bu maliyetli profiller ve sürekli matbaa ihtiyacı çıkaran kağıtlı gösterimlere bir son verilmiş, LCD ve LED ekranlarda dijital yazımlar geliştirilmiştir. Bir yandan ilan panolarının yapısı değişirken, bir yandan da mecralarına her geçen gün yenisi eklenmiştir. Taşıtların kaplanması, toplu taşıma istasyonlarının süslenmesi, asansör içleri, pisuar üstleri derken; öyle entegre bir hale gelinmiştir ki: uçağa binerken geçtiğiniz körüğün tabanı bir bankanın logosu ile halı kaplanmış, içeride el çantalarınızı koyduğunuz üst dolapların üzerleri enerji şirketlerinin çıkarmaları ile dolmuş, el tablanızın içecek koyacağınız bölmeleri ise uluslararası bir içecek devinin  ahenkli el yazısı ile bezenmiştir. Hal böyle olunca, yolculuk esnasında dijital ekranlarda size verilen uçuş bilgilerinin arasına erkek giyim ya da mücevher firmalarının reklamlarının girmesine de şaşırmamalısınız. 
 
Benzer şekilde; klasik yuvarlak cam şişelerden köşeli şişelere geçiş, kadın vücudundaki zeytinyağı şişeleri ve değişik parfüm şişeleri yatay düşünce yaklaşımının birer ürünüdür. 
 
Burada bahsedilebilecek iş fikri geliştirme tekniklerine dahasını eklemek de mümkündür. 
 
Ancak önemli olan size uygun ve yapılabilir bir iş fikri belirlerken, doğru bir iş modeli yaklaşımı geliştirmektir. İş modeli, ilgili fikrin kapsamında hangi hedef kitleye ne şekilde ürün/hizmet sunulacağını, üründen öte nasıl fayda ve değer yaratılacağını, hangi temel etkinliklerin uygulanacağını, hangi kaynakların kullanılacağını, kimlerle hangi şartlarda ortaklık kurulacağını, gelirleri ve maliyetleri gösterir bir sistemdir. Bir iş fikrine ilişkin onlarca iş modeli geliştirilebilir. Zira, iş fikrinden öte, doğru bir iş modeli tasarlamak önemlidir…

Facebook'ta paylaş butonu
Print
Yorum Yap
Yorumunuz
1000

Henüz yorum yapılmadı,
İlk Yorum yapan siz olun...

Facebook Yorumları
" "